Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Haberler:
Sitemiz Tekrar Açılmıştır. Çalışmalar Devam Edecektir Saygılarımızla
Ana Sayfa
Forum
Yardım
TinyPortal
Ara
Takvim
Giriş Yap
Kayıt Ol
www.Aradigim.net
»
İslam Arşivi - Allah - Kuran - Kuran - Peygamberler
»
Peygamberler & Peygamberlik
»
Hz. Muhammed (sav)
»
Gül Diyarına Yolculuk
« önceki
sonraki »
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
Gönderen
Konu: Gül Diyarına Yolculuk (Okunma sayısı 196 defa)
YaZ_YaGMuRu
KooRDiNatöR
KaLıCı üye
Üye Puanl +2/-0
Gül Diyarına Yolculuk
«
:
28 Mart 2009, 22:33:35 »
İnsanlığı içinde bulunduğu karanlıktan kurtarmak, onlara kılavuzluk yaparak yollarını aydınlatmak üzere ışıklar saçan bir kandil olarak seçilmiş ve vazifelendirilmiş olan Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi vessellem) Efendimiz’in dünyaya teşriflerini ve O’nunla birlikte insanlığın doğuşunu konu ediniyoruz.
Sene miladi 571. Rebiülevvel ayının 12. günü pazartesi. Mekke’de yeni bir devre. Artık günler başka bir gün, geceler de bir başka gece olacaktır. Çünkü bu gecenin sabahına karşı dünyayı yeni bir isim şereflendirecek ve dünya O’nun ismiyle yankılanacaktır.
Hazreti Muhammed Aleyhissalatu Vesselam
Nitekim O’nun teşriflerinden sonra insanlık yeniden doğmuş gibi bir yeniliğe ulaşmış. Ne kız çocukları bir daha diri diri gömülmüş, ne de fakirler ve zayıflar bir daha ezilmeyle yüz yüze kalmışlardır. Dünya O’nunla gülmeyi hatırlamıştır. Bizleri kendisine ümmet olma ile şereflendiren Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi vessellem) Efendimiz’in teşriflerinin ne güzel bir geliş olduğunu dile getirmek istiyorum.
Geçenlerde okuduğum bir yazıdan çok etkilendim. Yazı “Allah Resulü evimize gelse…” diye başlıyordu. Peygamberimizin (s.a.v.) bu zamana gelmesi, eminim, O’nu (s.a.v.) çok incitirdi. Çünkü O’nun (s.a.v.) ve Ashabının(Allah onlardan razı olsun) yaşam şeklini kitaplardan okurken veya hocalarımızdan dinlerken bizimkinden çok farklı olduğunu görüyordum.
Peki ben O’nun (s.a.v.) yaşadığı zamana gitsem... Ve hayal ettim.
Medine’deyim. Allah Resulü (s.a.v.) ile beraberim ve O Güzeller Güzeli (s.a.v.) oturmuş, ashabıyla sohbet etmekte. Her biri sanki başının üzerinde bir kuş varmış ve uçacakmış gibi hareketsizce, edeple O’nu (s.a.v.) dinliyorlar.
Ne güzel insanlar! Seslerini yükseltmiyorlar, O’nun (s.a.v.) yanında bir taşkınlıkta bulunup da amellerinin boşa gitmesinden korkuyorlar. Ne hoş şeyler konuşuyorlar! Soruları bile çok farklı. Allah katında amellerin en faziletlisini merak ediyorlar. Şirkten, riyadan nasıl korunacaklarını soruyorlar. Falan ayetin açıklamasını istiyorlar. Sonra kendimi düşünüyorum. Arkadaşlarımla neler konuştuğumu..
Az sonra Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun) geliyor meclise. Açlıktan karnına taş bağlamış. Ben onun aç olduğunu söylemek için geldiğini zannediyorum. Fakat o öğrendiği bilgilerin zihninde kalması için duâ isteme telaşında. Duâsı kabul ediliyor. Peki ben duâlarımda ne istiyorum? Başımı yere eğmekten başka çâre yok. O bilgi istiyordu, fakat ben bilgileri geri tepiyordum. Gözlerimi ve kulaklarımı İlahi Hakikatlere kapamış gibiydim.
Yolculuğum devam ediyor. Medine halkı, işini gücünü bırakıp camiye koşmuş. Saflar sık ve düzgün. Cami tıklım tıklım dolu. Ben bu kalabalığı futbol stadlarında görmeğe alışkınım. Namaz için işimi bırakmadığımı, genelde işten dolayı namazlarımı aksattığımı hatırlıyor, yaptığım saygısızlığın dehşetiyle titriyorum.
Öğleyin bir davete gidiyoruz. Kumlar ve taşlar ayağıma batıyor. İnanılmaz canım acıyor. Onlara bakıyorum yalınayak, fakat hallerinden memnunlar. Aklıma, giydiğim en rahat ayakkabılarım geliyor. Yolda çocukları görüyorum. Nasıl da bu kadar mutlular? Oysa pahalı oyuncakları, bilgisayarları yok. Demek ki bunlara çok da ihtiyaç yok. Davette lüks yemekler beklerken arpa ekmeği, sirke ve hurma geldi. Aman Allah’ım! Bunlar mı yenecekti? Biz yemeklerden yemek beğenmezken, onlar neler yiyordu.
Akşam Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) evindeyim. Yemek yenmedi. Biraz yiyecek vardı, o da kapıya gelen bir fakire verildi. Şimdi açlıktan nasıl uyuyacaktım? Yattığım yerde ne rahat bir yatak ne de elyaftan bir yastık vardı. Hasırın üzerinde yattık. Sabah kalktığımda her tarafım tutulmuş, hasırın izi yüzüme geçmişti. Ağrıdan kımıldayamıyordum.
Peygamberim (s.a.v.) geçici dünya nimetlerini elinin tersiyle itmiş onun yerine bâki olan cennet hayatını seçmişti. Dünya hayatını bir ağacın gölgesine benzetiyordu. Ben neden böyle düşünemiyordum?
O gece her kalktığımda İki Cihan Sultanı’nı namaz kılarken gördüm. Belki de hiç uyumamıştı. “Allah’ına şükreden bir kul olmayayım mı?”diyordu. Peki ya ben??? Beş vakit namazı gündüz kılmaya üşenen ben; nasıl olacaktı da gece sıcak yatağımdan kalkıp namaz kılacaktım.
Gün ışıyordu. Aklım karmakarışıktı. Gül kokulu bu diyardan hayallerim soluklaşarak uzaklaşırken burnumda O’nun (s.a.v.) mest eden güzel kokusu, aklım da ise beni yakan sorular vardı.
“Ben gül diyarında ebediyen kalabilir miydim? Buna imanım ve isteğim var mıydı? O’na (s.a.v.) lâyık olmadığımı bir kez daha anlamışken O’ndan (s.a.v.) hangi yüzle şefaat dileyebilirdim? O’nun (s.a.v.) gibi yaşamamışken, O’na (s.a.v.) komşu olmayı isteyebilirdim?
Ey ak sevdam, Ey yüz akı gönül aydınlığı Sevgili!
Ne ağacım var dikili ne bir tarlam var ekili.
Ne mal derim ne mülk derim
Senden “ümmetlik” dilerim.
Sevgili Peygamberim
Seni çok seviyoruz. Seni çok özlüyoruz.
Bize kırgın mısın Efendim?
Yasin Güngör'den alıntı.
Kayıtlı
Her derdin ilacı beş vakit namaz,
Sakın Hak emrine etme itiraz,
Yüce ALLAH seni ateşe atmaz
Beş vakit namazı kıldığın zaman.
www.Aradigim.net
Gül Diyarına Yolculuk
«
:
28 Mart 2009, 22:33:35 »
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
« önceki
sonraki »
www.Aradigim.net
»
İslam Arşivi - Allah - Kuran - Kuran - Peygamberler
»
Peygamberler & Peygamberlik
»
Hz. Muhammed (sav)
»
Gül Diyarına Yolculuk