* * *

Gönderen Konu: Her gün ölüme yaklaşırız, ama son gün onunla kucaklaşırız.  (Okunma sayısı 207 defa)

Çevrimdışı HaşR

  • !
  • S|YöNetiCi
  • SüPeR üye
  • ******
  • Üye Puanl +6/-1
İnsandan gayrı ölümü düşünen, ölüm ve ötesine kafa yoran bir başka varlık yok. İnsanın doğumuyla başlayan ölüm hadisesini, alimi, cahili, makamlısı, makamsızı, rütbelisi rütbesizi, unvanlı olanı olmayanı düşünmüş ve düşünüyor. Bazı bilginler, felsefe yapmanın ölüme hazırlanmaktan başka bir şey olmadığını söylüyor. Dünyanın bütün ilim adamları ve akıl sahipleri aynı düşünce üzerinde yoğunlaşıyorlar. 

Aklımız bize iyi, güzel ve rahat bir hayat sunmakla sorumludur. Dünyayla ilgili bütün görüşler aynı noktada birleşir. Dünyada bulunmanın amaçlarından biri de mutlu olmaktır.  Üzülmek olduğunu düşüneni kimse dinlemez!


Yolun sonu ölüm. Kaçınılmaz son bu. Ölüm bizi korkutsa da düşüp kalkmadan ileriye nasıl adım atabiliriz? Ölüm korkusuna çare, onu düşünmek, anlamak ve öğrenmekle mümkündür. Pek çok kişi, ölümden bahsedildiği zaman korkuya düşer. Ölüm kelimesini duyar duymaz, şeytandan kaçar gibi oradan uzaklaşır. Ölümün kulağa hoş gelmediğini düşünen kimseler, “öldü” yerine “yaşamayı bıraktı” veya “artık yaşamıyor” gibi sözlerle kendilerini teselli etmeye çalışırlar.

İnsan doğumundan otuz kırk sene sonra, bu kadar daha yaşayıp yaşamayacağını düşünür. Ehhh daha epeyce zaman var, şimdiden bunu düşünmek deliliktir diyerek geçiştirmek ister. Fakat bakar ki etrafında genç yaşlı hayatı bırakıp gidiyorlar. Ne kadar uzun yaşarsa yaşasın biraz daha demeyen yoktur. Hayatın ne zaman sona ereceğini kimse bilmez. Doğmamız, yaşıyor olmamız ve ölmemiz bize ait değil ki! Ölüm bize o kadar çok yakın ki hangi yoldan ulaşacağını bilmiyoruz. O geleceği zaman bile kendimizi koruyamayız.

“İnşaat yaptırmak üzere bir arkadaşımla, inşaat mahalline gidiyoruz. Şurada bir evlik arsa mı var diye bir yer gösteriyorum. Böyle konuşarak giderken, üzerine rasgele tahtalar atılmış bir yerde durduk. Arkadaşım onların üzerine bastı, ben sağ arka tarafındayım, o soluna bakarak bana bir şeyler anlatıyordu. O sıra bastığı yerin kuyu olduğunu fark ettim, sağ yanı biraz açıktı. Ağabey ağabey demeye kalmadı, sağ ayağını boşluğa attığı gibi kuyuya düştü. Düşerken: “Bana böyle mi yapacaktın” diyerek kuyunun içindeki suda kayboldu. Ben, on-on beş metre bir ip bulup kuyunun içine ucunu sallamayı düşünürken uyandım” Rüya da olsa epeyce üzüldüm. Çünkü ölümün birdenbire karşıma çıkıvermesine bir hayli şok olmuştum.

 Trakya Fatihi Gazi Süleyman Paşa’nın av sporunda atıyla birlikte, futbolcuların top oynarken düşüp, aletli jimnastik salonlarında halter kaldıran gençlerin aniden öldüklerini, duyduk, televizyon ekranlarında gördük.
 Bir adamın tam üstünden geçen bir kartalın pençesinden düşen kaplumbağa ile, yine geçen günlerde İstanbul’da caddede yürüyen bir genç kızın üzerine düşen cam yüzünden ölmesi, ölümün insana ne kadar yakın olduğunun birer delili değil mi?

 Sık sık rastlanan bu tür sıradan örnekler gözümüzün önünden akıp giderken ölümü düşünmemek mümkün mü? Ölüme önceden hazırlanmak gerekir. Ölüme ilgisiz kalmak hayvanlara mahsus bir haldir. Ölümün tuhaf olduğunu düşünmeyelim. Sürekli onu düşünerek kendimizi ona alıştırmaya çalışalım. Hayal gücümüz elverdiğince her yere ölümü koyalım. Arabamızla yolda giderken bir direksiyon hakimiyetsizliği olduğunda, caddede yürürken başımıza düşecek bir kiremidi gördüğümüzde kendi kendimize tekrarlayalım: “Ah, ya ölüm bundansa!” deyip ciddiyetle . Ölümün nerede, ne zaman bizi beklediğini bilmediğimiz için biz onu her yerde ve her zaman bekleyelim.

Ölüm dünya hizmetinden terhis, ahiret hayatına sevkıyattır. Ölümün kötü olmadığını anlayanlar için hayatta hiçbir kötülük yoktur. Ölümü tanımak, insanı her türlü bağımlılıktan ve baskıdan kurtarır. Güveninizi kaybetmeyin, ömrünüzün ne kadar süreceğini asla düşünmeyin! Ölüm gerçeği hayal gücünüzü aşar. Ölümle mücadele etmek gülünçtür! Ölümü önceden düşünmenin çok faydaları vardır. Çalışmadan, sıkıntı çekmeden bir şey elde edilemez. Sağlıklı iken ölümü fark etmekle hasta iken fark etmek aynı değildir. Tahammül edebilmemiz için ALLAH bizi birdenbire ihtiyarlatmıyor. İnsan fıtratı ani değişikliklere katlanamaz. Kur’an’ın 23 yılda tamamlanmasının hikmetlerinden biri de bu olsa gerek! Doğduğumuzdan beri ölüyoruz. Gençliğimiz öldüğünde pek sarsılmıyoruz. Çünkü o elimizden alıştırıla alıştırıla alınıyor. Ölümün gizli tutulması hayat unsurunun öğelerindendir.

Ölerek dünya hayatına çıktık. Burada ahiret hayatına hazırlandık. Dünyada ölerek ahiret hayatında dirileceğiz ve ebedi yaşayacağımız hayatta kalacağız. Var oluşumuzun hikmeti hayat ve ölüm iledir. Doğum günümüz, bizi hayata ve ölüme götüren ilk gündür. Doğarken ölüyoruz. Daha hayata başlarken ölüm gerçeğiyle karşı karşıya geliyoruz.

Hayatı değerlendirmeyi bilmeyenler üzülmeyin! Eğer hayat sizin için öyle geçip gittiyse, onu kaybetmiş olmanız önemli değil. Meyvesiz biraz daha yaşamanın ne önemi var ki? Hayat iyiler ve kötüler yumağıdır. Sizin hangisinden ne kadar ördüğünüz önemlidir. İyi bir gün yaşadığınız zaman, uzun yaşadığınız kederli bir zamandan daha uzundur.

Şu gökyüzü tavanında asılı duran güneş, ay, yıldız atamız Adem zamanında da aynıydı. Şimdi de aynı, gelecek nesiller için de aynı kalacak. Her şey ömrünü sizinle beraber dolduruyor. Siz öldüğünüzde aynı anda binlerce insan, hayvan ve binlerce yaratık da sizinle beraber ölüyor. Yaşamak ve ölmek birbiriyle eş değerdedir. Hayat için su, toprak, hava ve ateş neyse, ölüm için de aynıdır.


Her gün ölüme yaklaşırız, ama son gün onunla kucaklaşırız.
Risale-i Nur Akademisi'nden alıntıdır..
Ey  Rahmeti Bol Pahişah Cürmüm iLe GeLdim Sana

www.Aradigim.net